Öz farkındalık: Dünya serüveninin sessiz ve hassas yolculuğu!
Hayatta öğrenecek çok şey var! Nitekim dünyaya geldiğimizden bugüne kadar, sayısız serüveni yaşadık, mücadele ettik, uyum sağladık, çalıştık, ürettik, geliştik, yorulduk, ve sonunda ölümle buluşuyoruz ve şüphesiz bu böyle devam edecek, insan ve insanlık olarak. Bu serüvende çok meşgul olduğumuz dönemler olsa da, kendi çağrımıza kayıtsız kalamıyoruz. İçerden bizi yoklayan, bitmek bilmeyen kendine özgü bir çağrı. İçeriden bizi yoklayan bir çağrı; kendimizi tanımaya davet eden.
Hayat boyunca, etrafımızda olup biten yaşam olaylarına odaklanır ve çevremizi tanımak için çabalarız. İlgimiz, çoğunlukla dışarıya kayar ki bu, bilmediğimiz bir dünyaya doğmuş olmanın getirisidir. Çevremize adapte olmak, dünyada kendimize bir yaşam alanı oluşturmak ve potansiyellerimizin rehberliğinde kendimize bir yol çizmek için uğraşır dururuz. Uygun olan yolu belirlemek için ise, kendi nitelik ve becerilerimizi bilmek, güçlü ve zayıf yönlerimizin farkında olmak bize yol gösterecek birkaç ipucudur. Bu ipuçları, seçimlerimiz için bir yatırımdır. Kendimizi tanımak ve bilmek, hayatta kendimiz için doğru ve uygun seçimler yapmamıza olanak sağlar. Yani, doğru yerlere yatırım yapıyorsak, dönüşü de bizim için verimli olacaktır. Bunun için de, kendimizi tanımaya, kısaca öz farkındalığımızı geliştirmeye ihtiyacımız vardır.
Öz farkındalığı, bireyin duygularını tanıması, zayıf ve güçlü yönlerinin farkında olması şeklinde kısaca ifade etsek de, çok daha geniş bir yelpazeye yayabileceğimiz bir tanımı vardır. Öz farkındalığı, bir süreç olarak tanımladığımızda da hepimiz için sınırları belli olmayan ve ölüme kadar devam eden bir kavram olarak açıklayabiliriz. Kişinin, kendisini tanımasını resmedecek olsak, çizimin hiçbir aşamasında düz bir çizgi çizemezdik ve bir resim çizeceksek eğer, bu resim sürekli olarak değişirdi.
Öz farkındalık, kendini tanımak anlamına geldiği kadar, kendini koşulsuz kabul etmeyi de içerir. Çünkü tanımaya giden her süreç, koşulsuz kabulle başlar. Güçlü yönlerimizle gurur duyup onları benimserken, maalesef zaman zaman, zayıf yönlerimizi reddetmek veya onlardan kaçınmak gibi bir hataya düşeriz. Oysaki zayıf yönlerimizin olması, insan olmamızın doğası gereğidir. Bilmeliyiz ki, sırtımızı döndüğümüz ‘zayıf’ veya ‘olumsuz’ özelliklerimiz, değişmeye ve gelişmeye açık olmakla birlikte, varlığımızın bütünlüğü için kendi rollerini oynarlar.
Bir durum daha vardır ki, o da kendimizin tamamı ile farkında olduğumuzu ve bütünüyle tanıdığımızı düşünmemiz. Biz, aslında bugüne kadar içsel ve dışsal koşulların bize izin verdiği ölçüde tanışığızdır kendimizle. Herhangi bir yaşam olayı, bizim kendimize dair yeni bir yönümüzü fark etmemizi sağlayabilir veya yeni bir özelliğimizin gelişmesine ön ayak olabilir.
Nitekim, kendimizin farkına varma, ölene kadar devam eden sessiz ve hassas bir yolculuk…
PSİKOLOG SEVDA KILIÇ